Kategoriler
Teknoloji

Pencereler, Gözlükler ve Odalar – BÖlüm 1

Bilgisayarlarla tanışmam MS-DOS işletim sistemine kadar gider… Yok, yok daha ötesine gider. Taaa Casio’nun fiş yazan hesap makinalarına kadar gider. Neden? Çünkü, babam o zamanlar bir devlet dairesinde çalışırdı ve devamlı para hesapları yapması gerekirdi. Bazen de eve cızır cızır sesli Casio’nun hesap makinalarından getirirdi. Bu bir oyuncak değil değildi ama ben yine de sanki hesap yapıyormuş gibi bazı fişler yazdırmayı çok severdim.

Daha sonra yine babamın iş yerinde, görev değiştirmesi nedeni ile, bu sefer çalıştığı yerde MS-DOS ile tanıştım. Sağolsun bir arkadaşı’da bilgisayara LOTUS oyun yükledi. Sonra gel git bu oyunu oynamaya devam ettim. MS-DOS’da komut satırına bişeyler yazmayı o zaman öğrendim. Gerçekten roket fiziği kadar zordu benim için o zamanlar. LOTUS’dan sıkılmıştım ama başka bir oyun olmadığı için “EDIT” komutu ile kelime işlemciyi kullanmaya başladım. Bir İngilizce ödevimi bu şekilde bitirdiğimi hatırlıyorum. İnterneti olmayan, içinde hiç oyun olmayan bir bilgisayarda eğlenmek için gerçekten yaratıcı olmak gerekiyor.

Babamın bilgisayarı ile olan ilişkim maalesef çok uzun sürmedi. O zamanlar meşhur bir virüs olan Çernobil virüsü babamın bilgisayarını çökertince tabiki suçlu ben oldum. Oysaki olayın benle bile alakası yoktu. Baya azar işitmiştim o zamanlar.

Sonra 1998’de MS Windows 98’in gelmesi ile babamın bilgisayarı yenilendi . Ben de o zaman arayüz kavramını daha arayüz kavramını bilmeden öğrenmeye başladım. Bu yeni arayüzde her şey bir pencerede açılıyordu ve aslında pencereleri ve içindeki içerikleri yönetiyordunuz. Bu temel işlevsellik sayesinde insanlar daha önceden bildiği bir kavram üzerinden, bilgisayarı rahatlıkla kullanabilir hale geliyordu.

Sonuçta içinde bulunduğumuz mekanlarda, pencereler, bulunduğumuz mekanın dışını görmememizi sağlayan araçlardı. Windows işletim sitemi de aynı bu şekilde, ana ekrandan yapmak istediğimiz işlere açılan küçük pencerelerdi. İşimizi bitince bu pencereleri kapatabiliyorduk. Başka bir işimiz varsa başka bir pencereyi açabiliyorduk. MS-DOS’daki komut satırlarından sonra, bu arayüz gerçekten çok insancıldı ve zaten günlük yaptığımız şeylerin alışık olduğumuz içselliğine dayanıyordu.

Pencere aç, o pencere de işini yap, sonra o pencereyi kapat. Sanki 2 boyutlu bir odanın içindeydik ve bu iki boyutlu mekanda, bu şekilde başka mekanlara ulaşabiliyor ve başka şeyler yapıp geri aynı yere dönebiliyorduk. O zaman bu ismi kim bulduysa, gerçekten hayran olmuştum. Bir şeyin kullanımı bu kadar güzel anlatılamazdı…

Bu durumu başka bir örnekle açıklayacak olursak, matematik gibi soyut bir bilgiler sistemini alıp, bunu hikayeleştirerek insanların hayatına entegre ederek öğretmeye benzeyebilirdi. Örneğin 2+2=4 demek, soyut olan dört kavramı ve bir durumu öğrenmeyi gerektirir. Bu kavramlar 2,4 (rakam, sayı) +,= (semboller) ve bunları mantıksal bir düzeleme oturtan 2+2=4 etmesi durumu.

Bunun yerine “Ali bir elmalı pasta yapması gerekiyordu, elmalı pasta yapabilmesi için dört tane elmaya ihtiyacı vardı. Hemen heyecanla buz dolabına gitti. Sebzeliği açtı ama o da ne. Sadece 2 elması kalmıştı. Bir anda ne yapacağını şaşırdı. Telaşla annesini aradı. Annesi ona oturduğu sokağın sonundaki manava gitmesini söyledi. Belki gereken iki elmayı ordan bulabilirdi… ” Hikayeyi daha fazla uzatmıyorum, ne demek istediğimi anladınız. Matematik öğrenmek için illaki “nerd” olmaya gerek yok.

Bunun gibi birçok zor konu hayatımızın içinde var aslında gündelik hayatta bunları farkında olmadan yaşıyoruz ve hesaplıyoruz. Windows’da böyle bir kavram işte.

Windows’tan sonra çok bilinen başka sevdiğim teknoloji ismi ise Google oldu. Windows’ta kullanılan aynı metaforik benzetme aslında Google arama motorunda da var. Sonuçta internet gibi derya gibi sonsuz, devamlı büyüyen bilginin olduğu bir ortamda aradığınızı bulabilmek için derine dalmaya ihtiyaç var. Bu noktada Google (yani gözlük) size deniz altına daldığınızda, çıplak gözle gördüğünüz bulanık görüntünün netleşmesine ve aradığınız veya keşfetmek istediğiniz şeyleri göremenize imkan sağlayan bir teknoloji aslında.

Bütün bu metaforları düşüp yoğunlaştığım bir anda, kendimi pencereden(windows’tan) geri çekip bir odanın ortasına aldım. Ve bu oda da alsında o pencereler kadar hayatımda bir şeyler yapmamı sağlayan önemli bir mekan. O zaman acaba iş yapabilmemizi sağlayacak yeni metaforik anlamlandırma “Odalar” anlamına gelen Rooms’mu olacak? Özellikle VR teknolojisinin ve Apple’ın ileride popülerleştireceği “Spatial Computing” kavramınında gelişmesi ile, eğer yeni bir teknoloji çıkaracak olsam “Rooms” ismini kullabilirdim. Gerçi bunu Microsoft yapsa onlar açısından “marka değeri ve devamlılığı”daha mantıklı bir hareket olur.

Bu yoğun düşünceler içinde hemen Rooms APP diye araştırmaya başladım ve o da ne!. Tabiki birisi bunu benden önce düşünüp bu konuda bir app çıkarmış. Ama biraz daha incelediğimde bu APP’in aslında bir oyun APP’i olduğunu farkettim. Sabit hacimli bir küpün içinde, size sağlanan araçlar ile bu küpü tasarlamanızı sağlayan bir oyun. Gerçekten gerekli mi bilmiyorum ama sevimli olmuş. İndirdim ve biraz oynayacağım sanırım. Yine bu düşünceler içindeyken birden başka bir şey daha farkettim.

Aslında Windows işletim sitemi bir oyun mu? Oyunun genel tanımını bilmiyorum ama bir an için  kendi hikayesi , metaforikleştirilmiş soyut kullanımı ve bir amaç-sonuç ilişkisinde hareket eden herşeyi genel bir oyun kavramı içine alabilir miyiz. Herkesin kendine göre window’u kullanma biçimi var ama genel olarak, hikayeleştirilmiş ve sembolikleştirilmiş bir arayüzde kendi amaç ve sonuç ilişkimize göre hareket ettiğimiz ve günün sonunda bazı sonuçlar elde ettiğimiz bir platform.

Windows bildiğimiz anlamda oyunlara benzemiyor çünkü herkesin kullanabilmesi için oyunlarda bulunan şekersi ve pop out eden grafikler animasyonlar, işlevselliğin ön plana çıkması gerekliliğinden dolayı traşlanmış. (Ve zaten bu tür animasyonlar bir çeşit kişiselleştirmedir ve bu tür programların içinde olduğunda herkese hitap etmeyebilir.) 

Windows’un bir oyun olabilme ihtimali benim için gerçekten çok bakir bir düşünce ve beni çok heyecanlandırıyor. Öyleki windows’a bir oyun gibi baktığımızda şunu fark ediyorum, bu oyunda gerçek hayattaki işlerimizi bilgisayar üzerinden yapabilmemiz için bir çok araç oluşturmuş. 1989’dan beridir binlerce yazılımcı ve mühendis, milyonlarca insandan gelen veriler ve bunları yönetimi, herkesin kendi özel amaçlarını ve sonuçlarını alabileceği küçük küçük işlevlerden oluşan bir multi-oyun yaratmışlar. Yani LOTUS araba yarışında, tek amaç yarışmayı birinci bitirmekse, Windows’ta aynı bu insanların kendi amaçlarını daha önceden tanımlanmış bir takım mikro oyunlardan oluşan bir muti-oyun mu? Eğer bu böyleyse, gelecek işletim sistemi ve teknolojik ilerleme bir oyun olacak diyebiliriz.

Bu durumda oyunlar bir anlık mutlu hissetmek için üretilen bir haz merkezi doyurucusundan öte, hayatı anlamamız ve ona alternatif alanlar geliştirip, bu alanlar da çeşitli düşünceler üretebileceğimiz bir işleve sahiptir. Bu durum ise oyunları ve dolayısı ile insanlığı çok farklı bir noktaya taşır.

devamı gelecek…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir